28 Nisan 2010 Çarşamba

Koş baba koş!

Bu yazımızın konusu sportif faaliyetler. Efendim, çocuk dimağımda onulmaz yaralar açan ortaokul beden eğitimi hocam Vedat Bey'le açmak istiyorum konuyu. 12 yaşında ergenliğe yeni intikal etmiş ve her ergen gibi boydan önce ene doğru gitmiş bir bünye iken, bu Vedat bey pezevengi, İzmir Göztepe Stadı'nda 100 metre koşturduydu bizi bi gün. Kronometreyle de koşma süremizi tuttuydu. Her derste illa ki beş pekiyi olmadı iyi alma hevesinde bir inek olan bendeniz, tabanlarım kıçıma vura vura koştum sıram gelince, hiç unutmam kırmızı eşofman, eşortmen, eşorfmanlarımla. Sonra dönüp, onay beklercesine baktığımda, bir "Bravo!" patlattı bana. Bi sevindim tabii... *Harikasın." dedi "En kötü dereceyi sen yaptın." Koşmaktan al al olmuş 12 yaşındaki yanaklarım daha bi kızardı, önüme baka baka gittim, daha önce koşup da benden iyi derece yapmış tıknefeslerin yanına oturdum. Koşmaktan, aktiviteden o an itibariyle adeta tiksindim.

O gün adam beni öyle bi ketlemiş ki, kendimi spordan senelerce uzak tuttum. Zaten lisede, üniversitede bünye taş gibi, metabolizma desen 1500. lazım da olmadı öyle ekstra bir egzersiz falan. Ne zaman ki iş hayatı, masa başı mahkumiyeti. Kendimi bir şişman, bir zayıf halde buldum senelerce. Dolabımda hala 38 bedenden 42 bedene kadar çeşitli ebatlarda pantolonlarım hazır ve nazır bulunur. Hani bir sabah uyanır da eski kiloma düşmüş bulursam kendimi diye. Olur ya, umut Yunusun ekmeği. Yeme yunus yeme...

Her neyse, bu seneki diyetisyen, spor salonu döngümüz tabii ki az bi kilo verince yarım bırakıldı. Zaten her nevi gıdaya intolerans çıkınca, bünye bir saatten sonra isyan edip, yumurtaya, peynire sarılmak istiyor. Ama yine de süreçte nasıl beslenmem gerektiğine dair de sağlam verilerim oldu. Spor salonuna gelince, parmak iziyle girilecek kadar havalı ama bütün bütçeyi bu gattaca'dan fırlamış turnikelere yatırmış olduğundan mütevellit aletleri dökülen cihangir sports center beni hiç açmadı. 6 aylık üyeliğim ilk 5 seferden sonra, zihnimde son buldu. Tarihin en pahalı 5 egzersizi oldu herhalde bu. Zaten de salon kokuyor, koşu bandları sağa çekiyor. Aman dedim, yere batasıca, gitmiyorum ben buna.

Hayatta sihirli formüller olsa, bir hap mesela. Seni süper ötesi fit bir wonder woman kılsa diye rüyalara yatarken anladım ki bu iş yatarak zor yonca. Kısa bir an bir aydınlanma yaşadım. Dedim ki, e madem rapidshare'den zart zurt bi şeyler indiriyorsun. Ne duruyorsun biraz da şu egzersiz dvd'lerinden sebeplen. Amman sonra, ne bulduysam çöplükten indirivermişim o gazla.
Efendim, Hawaii hula dansının egzersizle birleştirilmiş formundan, pilates topunun üstünde zıp zıp zıplayan hanımteyzelerin olduğu bir iki başarısız denemeden sonra aradığım aşkı jillian micheals'ta buldum nihayet.
Jillian'dan önce Zumba diye adlandırılan yarı dans, yarı spor bi şeye sarmıştım ki, bu güzide latin fitness da pek eğlenceli. Şiddetle tavsiye ederim. Ama Jillian Micheals 30 day shred bambaşka. Bir kere vaadi sağlam. Öbürleri kısa zamanda farkı hissedeceksin falan diyor ama kesin bi şeyler söylemekten kaçınıyor. Jillian iddialı, sana 30 günde 10 kiloya kadar verdirtmezsem şerefsizim tadında bir yaklaşımı var. Eh 10 kiloyu görünce benim de gözler parladı.

Jil, Amerika'nın obeziteye taktığı the biggest loser programının koçlarından biri. Biggest Loser tam amerikan işi. Amerika'yı bi cümlede özetle derseniz: Inspirational sucess stories derim. Ülke kofti de olsa bu başarı öykülerinden haz alıyor, göz pınarlarında yaşlar tir tir izliyor. bakınız Oprah bu fundamental ilkeyi çözmüş ve milyonları peşinden sürüklemiş bir Inspirational succes story idir bizzat.

Neyse efendim, bu 30 day shred, 3 seviyeli egzersizler bütününden oluşuyor. Her gün yapılması şart değil ama tabii ne kadar düzenli yaparsan, bu işkence o kadar çabuk biter gazıyla ben yapıyorum.
Hepi topu 20 dakika sürüyor ama kadın sana bir nazi subayı edasıyla bu sürede resmen yeri öptürüyor. İlk gün, 20 dakikayı alnımın akıyla tamamladığımda şuraya biraz uzanayım dediğimde saat 10, gözlerimi açtığımda ise gece 3'tü. Şimdi çok şükür bir miktar daha iyiyim.

Jillian ve iki kankası, kaslı karınlarıyla karşımda durdukça çok feci gaza geliyorum. Hevesliyim. Vedat bey'in yirmi sene önce yarattığı travmayı bu kez yeneceğim. Hem de spor salonu, diyetisyen falan paraları saçmadan... Hayde bre!



Kendi kafamı fotoşoplayacaktım, ayıp olur kadına diye as it is bırakıyorum.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

ilahi reklamcı kız...sayfanıza tesadüfen şöyle bir uğradım, itiraf etmeliyim ki çok güzel bir günlük tutuyorsunuz...yazılarınıza şöyle bir göz gezdireyim dedim, çok beğendim:) özellikle bu yazınızı okuduğumda, tabiri caizse resmen yarıldım:)ofiste sıkılmış halde çalışırken,okuduğum bu yazı kahkaha atmama sebep oldu,iyi de geldi,çok teşekkürler:)hayata bakışınız, enteresanlıklarınız muhteşem,sevgiler, başarılar..."yasemin"