13 Şubat 2010 Cumartesi

Yoğuşmalı Reklam Yazarı

Bir süredir yine uzaklardayım sevgili günlük. Olmaz dertlerde olmam nedeniyledir aramızdaki bu hasret. Bir yoğunluk, bir yoğunluk ama öyle böyle değil, insanı hayatından bezdirecek cinsinden. Daha lost'un 6. sezonuna bakamadım diyeyim, sen anla.

Teknik olarak, öyle hayat memat meselesi olmayacak işlerin, büyüyüp, şişip, hayatı işgal etmesi süreci yaşanmakta yine. Yani gece yarılarına kadar çekim, gecenin bi vakti stüdyoya gidip aaaa, ama bu planı daha yakın görmeliydik. yorumları, uykusuzluklar, stresler, sorguya çekilmeler, sen bakmamış mıydınlar falan filan, şubat sonunda tarihe karışacak bir iş sebebiyle vuku buluyor. Ee, tabi böyleyken böyle olunca da hayat fena halde sorgulanıyor. Ekmek paramızı kazanıyoruz, deyip susuyoruz sonucunda. Her işin bi boş iş tarafı var. Şimdi sabaha kadar kulübesinde oturan gece bekçisi: Eee ama bu gece de hırsızlar depoyu soymaya çalışmadı, boş boş oturduk sabaha kadar. diyor mu? demiyor... Şu hal, benim de fazla söylenmemem gerekli ama gel de bunu ağrıyan kaburga kemiklerime söyle.
Sorun böyle bir tatsız, tuzsuz yoğunluk değil, aslına da bakarsan. Sorun, sanki dünyayı kurtarıyoruz anacım. Bir gerilim, bir stres, bir gözleri belerte belerte bakmalar... Gece ikide yatmışken, sabah yedide sms almalar. Eee... ben geçen cumartesi de yedide kalkıp senaryo falan yazmıştım zaten, bari bu haftasonu yatıp uyuyaydım. derken... hafiften hayata gönül koymalar.
Ömür mü geçer lan böyle! hayıflanmaları. Hayır onbir senem doldu şu işte, ömür mü geçer diye diye. Ben ona yanarım.

Bu gerginlik, bu stres topu olma hali nereye kadar? yarın yayın var.. sonra herkes bir rahatlayacak. İtiş kakış unutulacak. olan ömründen giden iki buçuk ila üç senene olacak. uzun yaşamak istiyorum... yaşlılığıma yatırım yapmak istiyorum. desem anlamazlar, ters ters bakarlar.