24 Kasım 2009 Salı

e ama hani solcuyduk biz öğretmenim?

Ezelden beri ailecek CHP'liyiz. CHP'li olmak süpermen olmakla aynı şeydi çocuk kafamda. Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı mücadele etmek, herkese eşit şans, eşit eğitim verilebilmesiydi. Annemlerin anlattığı kadarıyla, CHP sol demekti. O zamanlar sağ, sol kafam basmazdı ama anladığım kadarıyla sol güzel bir istikametti. CHP'nin başında bir fizikçi naifliğiyle oturan Erdal İnönü, ekrandan bana Ghandi Ghandi gülümserdi. CHP başımızda olacaktı, herkes mutlu yaşayacaktı. Devletten çalıp çırpılmayacak, Türkeş'in "ne mozaiği ulan, mermer, mermer" lafına dil çıkarılacaktı. Güzel ülkemde, Türk, kürt, çerkez, laz, ermeni hep birlikte el ele mutlu mesut yaşanacaktı. Ghandi İnönü, ülkeyi çiçek gibi yapacaktı, İzmir'in dağlarında yine çiçekler açacaktı. Özal da bir gitse, allah bizi kim tutardı. Annem, dershaneye gidecek parası olmayan çocuklar da üniversiteye gidebilsinler diye okuldan sonra etüdler düzenler, arkadaşlarıyla birlkte kendini paralardı. Onlar belki de cumhuriyetin son idealist kuşağıydı.


Biraz daha büyüdüm, köy enstütüsü kavramı bir ütopya olarak canlandı kafamda. Köy çocuklarının bahçesinde sebze yetiştirip, pazarda satarak el birliğiyle okullarını yoktan var ettikleri, dönemin en iyi edebiyatçılarının, bilim adamlarının gönüllü olarak memleketin en ücra köşelerine giderek öğretmenlik yaptıkları pırıl pırıl bir ütopya. CHP umduğu oyu alamayınca, eleştriler de eklenince, bu muazzam sistemin kapılarına kilitler vuruvermişti.. Emin Hocamın mezun olduğu köy enstütüleri... Siz onu bir kelime bir işlem programından tanırsınız. Yarışmacıların buldukları kelimeleri geçerli veya geçersiz sayan insandı kendisi. "Boş çuval, dik durmaz." diyen hocam.

Şimdi, geçtim eğitimden, insanlıktan bi haber yetişen milyonlarca ergenin doldurduğu Türkiyemde, sol sağ olmuş vaziyette. Hakkı, eşitliği, adaletin sözcülüğünü basbayağı bir sağcı parti eline aldı. AKePe yahu, bir yandan gemiciğin önünü açarken bir yandan da demokrasinin önünü açıyor-muş gbi yapıyor. Şaka gibi değil mi, siz söyleyin bana? Adamlar solun bütün kavramlarını sahplendiler bir anda. Ya bizimkiler? Bizimkiler de dediler ki eh madem tutuculuk, faşizanlık kaldı boşta, bari biz alalım onu da...

Solum acıyor, Baykal- Öymen her ağzını açtığında. Solcudan faşist olur mu? Nasyonel sosyalist bu mu demek yoksa? Eşitlik ama sadece belli bir etnik gruba... Özgürlük ama sadece bize.

Herkesten özür dilemeliler... Benden, annemden, babamdan, CHP'li gelmiş, CHP'li gitmiş atalarımdan ama en çok da bu resimdeki çocuklardan özür dilemeliler. Bir de onların öğretmenlerinden. En güzel yıllarını, görülecek güzel günler adına, sobasız okullarda geçiren o güzel öğretmenlerden... Hepsinin ellerinden öpüyorum. Hepsinin Öğretmenler Günü kutlu olsun. Senin de Baykal, alacağın olsun...

3 Kasım 2009 Salı

Domuz gibiyiz

Efendim, malum salgından dolayı ajansımızda çeşitli tedbirler alınmış bulunuyor. Bundan böyle ajans bir Grey's anatomy seti şeklinde yaşayacak ve çalışacak. Maskeler takılacak, masalar her gün özel dezenfektanlarla temizlenecek, tuvaletlere konan el dezenfektanları bolcana sürülecek. Böylelikle işgücü kaybı yaşanmayacak. Hali hazırda 3 kişi evinde dinlenme sürecinde, 1 arkadaşımız da domuz gribi ihtimaline karşılık hastanade müşahade altında.. Hepsine acil şifalar diler, bu gribin yalnızca ve yalnızca işten yırttıkları bir kaç gün olarak hatıralarında kalmasını dileriz.
Buyrun gündemimizin son maddesi:

Share photos on twitter with Twitpic

2 Kasım 2009 Pazartesi

Koyuyorum Bloguma, Açıyorum Oylamaya.

video

Evet, işte kâh Paris, kâh Dubai'de sürtmeme neden olan film budur. Dürüst yorumlarınızı beklerim. Ama ağlatmayın...

1 Kasım 2009 Pazar

Aç bir insanın güncesi

Sevgili günlük, hanidir yazamadım, açlığıma ver. Belli bir konuda konsantrasyon sağlamak epey zordu son iki haftadır. Her şey, masum bir gıda intoleransı testiyle başladı. Fakat bir, hani ikidir diye beklediğim sonuçlar, benim neredeyse dünya atmosferinde yetişen hemen hemen hiç bir gıdayı yememem gerektiğini gösteriyordu. Şüpheler uzaylı olabileceğim yönünde yoğunlaşırken, bu durumu bir diyetisyenle görüşmeye karar verdim. York Test'in çalıştığı Seçil Hanım, elinde test sonuçlarım, yüzüme acıyarak baktı. Buğday, gluten, inek sütü ve yumurtayla başlayıp, mısır ve kajuya uzanan bu listedeki gıdalar olmadan üç hafta geçirmem gerektiğini, maya ve glutene olan hassasiyetin-detaylara girmeyeyim- bağırsaklarımda oluşan bir problem nedeniyle oluştuğunu ve bu problemi gidermek için detox yapılması gerektiğini söyledi. Sonra oturup, 6 öğünlük besin listemi hazırladı. Listeyi elime aldığımda, hayır ağlamıyordum, gözüme soğan kaçmıştı... Yine de "Dayanabilecek misin?" sorusuna, kahramanca başımı salladım. Üç hafta neydi ki, göz açıp kapayancaya kadar geçerdi.

ilk gün büyük bir hevesle, bir bardak soya sütü, iki ceviz ve üç kuru kayısıdan oluşan kahvaltımı yaptıktan sonra, neşe içinde ajansa gittim. Yarım saat sonra, pek tabii ki açtım. Biraz dişimi sıkıp, saat 10:30'da ara öğünüm olan yabanmersini kurularıyla flörtleştim... Öğle yemeğim olan zeytinyağlı tabağı ve Allahın bana bir lütfu olan dört kaşık pilavımı yedim... Ve fakat açtım. akşam üstü iki meyve yedim. Ve akşam bir tabak barbunyamı ekmeksiz götürürken açtım.

Birinci haftanın sonuda, hiç ekmek, peynir, tavuk, köfte ve hatta tatlı yemeden yaşamayı başarmış olmama şaşkın bir haldeyken, bir cumartesi sabahı sinir bozukluğum başıma vurdu ve sokaktaki inşaat, suların kesik olması ve evde pirinç kalmamış olması nedenlerinden dolayı hüngür hüngür ağladım.

Neyse, açlık kendi kendime bir takım hileler geliştirmeme neden oldu. Mesala yemeği tatlı çatalıyla yerseniz, normalde yediğiniz lokma sayısı iki katına çıktığından çok yemek yemiş gibi oluyorsunuz. Düşünün, çorbayı çay kaşığıyla falan içmeye kalksanız, aralıksız bir saate yakın bir süre boyunca çorba içiyorsunuz. Ne biçim doyar insan.

Bir dilim kızarmış ekmek ve sahanda yumurtanın ne büyük nimet olduğunu keşetmeme neden olan bu açlık sürecimde son tura girmiş bulunuyorum. Bir kez pilavı fazla kaçırdım, bir akşam da 2 tek alkol aldım. Bunun dışında, süperim. Hatta evde yemek pişirmeme neden olan bu sürecin beni adam ettiğini söyleyebilirim. Artık tv karşısında yemek yemek yerine, sofra kurmaya bile başladım. İki saat uğraşmışım, kimse kusura bakmasın ghost whisperer seyrederken homini gırtlak götüremem.
Hatta bugün, fırında somon bile yaptım. Yapmakla kalmayıp üzerini dereotuyla süsledim. Tv'yi kapatıp, müzik açıp, öyle yedim. Hayretler içerisindeyim... Ne diyeyim, allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin.