19 Ekim 2009 Pazartesi

iki haftada devr-i alem

Hellooov dear günlük, hanidir sana yazamadım. İş güç vesilesi ile valizim tırtır elimde, mütemadiyen yollardaydım. Bayramda gidilen anavatan İzmir'den döndükten hemen üç-beş gün sonra, Paris'e gittim efem... ilk defa gitmiş olmakla birlikte, bundan 5-6 yıl öncesine kadar kanımda kaynayan, "Alleeeaaaam, allaaaam..." duygusunu eksik yaşadığımı itiraf etmeliyim. 20 yaşında Budapeşte'ye gösterdiğim heyecanı, Paris'e gösteremedim ne yazık ki... Oysa ki Paris böylesine bir dellenmeyi dibine kadar hak etmişti. Hayatımda ilk okuduğum romanın Sefiller olmasından dolayı, Paris benim gözümde büyük bir kanalizasyon sistemi ve Bastille hapisanesidir. Yine de modanın ve parfümün anavatanı bu kentte dolaşırken, her köşeden fırlayan sanat eserleri karşısında heyecan yaşamamak elde değil. Notre Dame kilisesinin önünden geçerken az bir kıpırdanmadı değil içimdeki görmemiş. Her ziyaretçisi gibi Louvre'un ne muazzam olduğuna şaşırdım ben de. Ama o "Allaem" duygusunun eksikliği bir miktar burktu içimi. İnsan niye giderek daha az heyecanlanır, tanıdık olmayan şeyler karşında?

Parislilerin kabalığı, bilindiği gibi tescilli. İşin o kısmıda, köpekleri itişti diye birbirini yolan iki yaşlı hanımefendi, burnu büyük ipnoş tezgahtar ve huysuz garson abi var. Bunun dışında o kadar da kötü değiller. Eyfel kısmında ise, azamet karşısında soluksuz kaldığımı hissettim... "olsunlar ya" dedim "küstah olsunlar, heriflerin Eyfel'i var" Neyse efendim yenildi içildi, zorlu toplantılara girildi ve dönüldü.

bir hafta sonra ise çekim için Dubai semalarına uçuldu. Dubai denen memleket maslak irisi, yeni bir şehir. O denli yeni ki hala yapımı sürüyor. Arapların yağı bol bulduğunda ne yaptığının en güzel örneği olan bu kentte nefes almak mümkün değil. Sıcak... çok sıcak. daha da sıcak olacak şarkısını manifesto olarak bellemiş bu din kardeşi şehrimizde, en büyük aktivite, dünyanın e büyük binası manzaralı, dünyanın en büyük alışveriş merkezinde turlamak. Ayşe Arman ablam gibi bolca paran varsa bir kaç ay gider, sonrası sultan olsan çekilmez. Ama Dubai bir Humussever cenneti... humus diyorum. Klimalı ortamda yenen her yemeğin, dışarı çıktığınızda nefes darlığı yaratacağını hatırlatıyorum ve bu iki haftada gördüğüm, iki uzun binanın fotğraflarını ekleyip kaçıyorum.




Aha da iki uzun.

5 Ekim 2009 Pazartesi

tersten de, düzden de ABBA

Saat 00:37. Komşularımdan biri mahalleyi ABBA Greatest Hits'le şenlendirmeye karar verdi. "Ohh... Keyifler yerinde" dedim önce. Sonra gözümün önünde, avazı kadar Dancing Queen söyleyen, elinde içki bardağı rimelleri akmış bir kadın portresi canlandı. Evet, yani olabilir de. Abba bir neşe kaynağı olduğu kadar, bir Gloria Gaynor etkisi de yapar bu türün dişilerinde.

Bundan yıllar yıllar önce Muriel's Wedding diye bir Avustralya filmi izlemiştim. Kilolu, yalnız Muriel müthiş yeteniğiyle Toni Collette'in bedeninde hayat bulmuştu. Kimseye yaranamayan, dünya iyisi ama vasatın altında görünümüyle bir türlü koca bulamayacak gözüyle acınan Muriel'in kendini ABBA'ya verişinin öyküsüydü. Muriel rüyalar aleminde, en arzu edilen, en güzel, en alımlı kadının kendisi olduğunu düşünür, bir ABBA şarkısı eşliğinde evlenirdi... Sonra, plak başa dönerdi.

Muriel, Avustralya adına olimpiyatlara katılması gereken taaaşş da ne kelime adonis bir yüzücüyle kağıtüstü bir evlilik yapana kadar ABBA dinledi. Sonrası spoilere girer, anlatmayacağım ama hayatımda izledeğim en güzel filmlerden biriydi...



Neyse tek şarkının iki farklı etki yapabilecek olmasını şöyle bir inceleyelim.
Olasılık 1- Sevgilinizle bardasınız. Hafif de sarhoşsunuz. ABBA başlıyor, remixlerden. Sevgilinize dönerek şarkıya eşlik etmeye başlıyorsunuz: "Don't go wasting your emotion, lay all your love on meee!" avazınız çıktığı kadar. Makara kukara...

Olasılık 2- Evde yalnızsınız. Platonik olarak hoşlandığınız bir çocuğu barda, başka bir kıza bademcik ameliyatı yaparken izleyeli on dakika geçmiş. Eve gelip, avazınız çıktığı kadar eşlik ediyorsunuz şarkıya, ağlaya ağlaya. "Don't go wasting your emotion... Lay all your love on meeee!" Ah bir de duyan olsa sizi...

Aynı deneyi, chiquitita ve take a chance on me ile de yapabilirsiniz. Çalıştığını göreceksiniz. Bir tek sosyal içerikli bir şarkı olan Fernando'da hiç biri işlemez bu ihtimallerin.

Görüldüğü gibi sevgili günlük, gülerken de ABBA, ağlarken de ABBA. Bu arada komşum da,sıkılıp yattı galiba.