9 Eylül 2009 Çarşamba

tek bir şey

"maymun iştahlısın!" Annemden yıllarca duyup durduğum, gözümün önüne hevenk hevenk muz yiyen deli bir şempanze görüntüsü oluşmasına neden olan bu sözün anlamını artık kavramış bulunmaktayım. Vatanıma, milletime hayırlı olsun! İlkokul yıllarımda başlayan, foklörden, jimnastiğe uzanan geniş maymun iştahlılık sicilimin maddi külfeti için ebeveynlerimden özür dilemeyi buarada bir borç bilirim.

Ben de tek bir konuda takıntılı olmak, tek bir konuda uzmanlaşmak istiyorum. Ama hayır, non, nein, nope... ben bir maymun iştahlıyım. Dava sahibi, tutku sahibi olmak istiyorum... Gözünüzü seveyim bi'yol gösterin.

SPORTMEN OLASIM VAR
Sportmen abiler, ablalar vardır mesela... Onlar, kışları Kartalkaya'ya, yazları Saros'a dalmaya gider. Her sene ve her sene üşenmeden. Spor onları tanımlayan bir aksesuar gibi, bir nevi melek halesi gibi durur başlarının üzerinde. Adrenalin tutkunudurlar, Ağrı'ya falan tırmanırlar... Bense, sportmen/yüzücü olma hayalleriye başladığım ve 6 aylık parasını peşin verdiğim havuz üyeliğimi toplasan 1 ay kullanırım. Yağmurlu sabahlarda kıvırmaya başlar, akabinde yanlarım. Evet sportmen kategorisine girme hevesim var ama azmim yok.

MÜZİSYEN OLASIM VAR
...Ve fakat müzik yeteneğim yok. Ne var yani Serdar Ortaç biliyo da mı söylüyo? Olsun. Haddime düşmez. Ama lise yıllarından bu yana, içimde bir müzik hevesi kaldı. Aslında hayatını müziğe adama hevesi kaldı. Gizemli, serkeş bir alternatif evrende, kitleler ben olmak için birbirini yiyor. Ah be! Müzik eğitiminde blok flütten bir adım öteye geçemeyen bir insan evladı olarak, kendini bu davaya adamışlara gıpta ile baktım. Bakmaya devam edeceğim... ama uzaktan. Müzik konusunda, ya ben ingilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum tadında bir bünyeyim. Sesleri duyuyorum ama çıkaramıyorum hocam.

YAZAR OLASIM VAR
Bakın bu konuya çok yaklaştım. Netekim ekmek teknem... 8 yaşında, evdeki Nobel setinden Gençlik Güzel Şey'i okuduktan sonra (okudum ve de anladım dersem de he diyin geçin) Nobel almayı kafaya koymuş bir insan olarak, bu duruma hafiften bir takıntım olduğunu itiraf edebilirim. Üniversite yıllarında dünyaya söyleyecek çok sözüm vardı. Şimdi farkediyorum ki, "sana diyecek hiç bir şeyim yok!"
Dünyaya ilgimi kaybettiğimden ve burayı daha iyi bir yer yapma sevdamdan vazgeçtiğimden bu konuda da obsesif ve uzmanlık sahibi olamayacağım. Yazmayı seviyorum sadece, yoksa mesaj kaygım kalmadı yeminle.

bunların yanısıra oyuncu, yönetmen, takı tasarımcısı, dansçı, ressam ve endüstriyel tasarımcı olma heveslerim de mevcut. Ama aslında UZMAN olasım var. Birr tek şeye hasta olayım, onun havuzunda oynanayım. Mesela bakın canım babama, bir resim yapar, bir satranç oynar.ikisinde de canavar! Ben o daldan bu dala atlarken arada bir yerlerde kaydım. Her şeyden canım çekiyor... Oral dönemini atlatamamış bir bebek misali, yerde her bulduğumun tadına bakıyorum. Bozuk paraları şeker diye yutuyorum. Mesela yemek seçenler var, onlara da gıpta ediyorum. UZMAN onlar da... Pırasayı sevmediğine ikna olmuş. İnsan var, tatlı sevmiyor mesela. Tatlı!! "Şölen, tatlı sevmez" lafını söylese biri de benim için mesela... Gurur duyarım. "Eh evet sevmiyorum ben öyle şekerli şekerli şeyleri..." diye burnumu havaya kaldırırım. Ben gibi oburlar da "Ayyy, ne güzeeel..." der bana. Ben de seçici bir insan olmak istiyorum. Dünyada her şeyi merak etmeyeyim, ilgilenmeyeyim ben de. Yani ilginç gelmesin bana ilk kez plantain yemek. "Ay bu ne be, kabak mı, muz mu belli diil." deyip tabağımın kenarına bırakayım, kibar bir hareketle. Yok illa maymun gibi atlayacağım... Hala anne bu ne?.. iç bayarım, iç. Kasarım yani... O niye, bu nasıl... şu kim? Aaa... nasıl olmuş peki? İstemiyorum. tek bir konuda merakı olan, zevkleri kesin çizgilerle belirlenmiş bir insan olmak istiyorum ben de.

Ha, bi tek karpuz yemiyorum. Sayılır mı?

Hiç yorum yok: