23 Eylül 2009 Çarşamba

Melodram Kuşağı

Siz hiç "benim annem, güzel annem..." şarkısında ağladınız mı? Ben, bu uyuz şarkıyı duyduğumda gözyaşlarım titremeye başlar gözpınarlarımda. Sebebi ise 80'lere ait bir Türk dizisidir. Çok net hatırlamamakla birlikte, kanser olan bir kadının, ölmeden önce iki çocuğuna bir yuva arayışının hikayesiydi. Tıpkı, ip atlayan sarışın kızın " Biir, ki işte Freddy geldi, üç döört kapıyı ööört..." şeklinde söylediği deli şarkısının yarattığı efekti yaratan bir kız çocuğu en içli sesiyle, bu şarkıyı söylerdi filmin jeneriğinde. "Benim anneeem, güzel anneeem, beni al kollarına. Kucağında okşa beeeni, ninniler söyle bana..." Tabii, ben o küçücük yaşımda hüngür şangır. Kendi annemi düşünüyorum falan, gece yatınca dualar ediyorum annem ölmesin diye. Böylece, son derece masum bir çocuk şarkısı, zihnimde annenin genç yaşta ölümü, çocukların yetim kalması gibi kavramları temsil etmeye başlıyor. Buyrun, doğuştan arabesk...

Bakınız ekşi sözlükte biri hislerime tercüman olmuş:
bu şarkı ile ilgili tuhaf bir şey var. artik küçükken bir filmde mi kullanilmşti, yoksa bununla ilgili toplumsal bir infial mi yasanmişti bilemiyorum ama şimdilerinde 20lerini aşmiş kim bu sarkiyi hatirlasa hemen gözler doluyo, bogaza bir yumru oturuyor, insanin içi bir tuhaf oluyor. hanişarkının içinde oyle çok acikli bir durumda yok, nedir benim annem canim annem beni al kollarina, kucaginda ninni soyle filan falan. gayet huşu ve huzur hisleri agir basan teskin edici bir parça. sinsi şarkı nasil yapiyorsa ilk notada allah dedirtip, insana kroşe indiriyor.
nasil bir rahme dönme isteğidir, nasil bir hayattan, bireysellikten vazgecme ozlemidir ki insani boyle annesinin etegine yapişma isteği ile dolduruyor, anlamak mümkün değil. allahim sadece şarkıdan bahsederken bile 2 kilo göz yaşı döktüm, tansiyonum düştü, gözlerim karardi.......



Gördüğünüz gibi, 80'ler gavur illerde videodrom kuşağı iken bize melodrom kuşağı olmak düştü. Kemalettin Tuğcu romanlarındaki, zavallı yavrucak, ağlayan kemancı, küçük yetim hikayelerini okuya okuya gözyaşlarımız sel oldu aktı. Böğürerek ağladık kitap sayfalarının üzerine, gözyaşlarımızla mürekkeplerini bozduk. Gerçi bizden sonraki kuşaklarda hiç bir zaman olmayan "vicdan" duygusu da bu melodramlar sayesinde gelişti gönlümüzde. Zayıfa, ezilene, haksızlığa uğrayana karşı bir empati, bir yandaşlık mekanizması geliştirdik. İnsanları yamalı pantolonlarına, delik potinlerine göre değil, altın gibi kalplerine göre değerlendirmeyi öğrendik. Şekilcilikten kurtulduk vesselam bu melodramlar sayesinde. Bakınız bataklık gülü falan isimlerle, bu bataklıklarda iyi, masum, saf, temiz kadınların varlığından haberdar olduk. Onlar için ağladık da, ağladık.
Hiç unutmam, Erman diye bir karakteri vardı Kemalettin Abi'nin, bu gururlu Türk çocuğu, Frankofon ve özenti zengin amcasının ve yengesinin yanında ezilerek büyüyordu. Çirkef ve sataşkan kuzenleriyle birlikte bir nevi erkek Jane Eyre idi, Erman. Bahçevan Mustafa Efendi evdeki tek dostuydu. Birlikte ebegümeci falan toplarlardı dağlardan.
Bir gün, bu hain kuzenler Erman'ın yüzüne yüzüne kendisini Fransızca çekiştiriyorlardı, nasıl olsa anlameyecek diye. Erman da devlet lisesinde öğrendiği akıcı fransızcasıyla dönüp, bir takıyordu bunlara. ÇAAT diye... İçimin yağları erimişti vallahi. İsterim ki böyle zengin, bici bici, bling bling çocuklara Ermanlar, devlet lisesinde öğrendikleri fransızcalarıyla koysun. Ama gerçek hayat pek de öyle değil maaleef. Yine de yüreğimiz Ermanlardan yana.

Başka bir melodram, başka bir şarkı. Bakınız Sadri Alışık ve Ben seni unutmak için sevmedim. Karısı terk edince Sadri'yi içli içli bu şarkıyı söylemişti, filmin sonunda da ölmüştü zira. Zaten Sadri Alışık'ı ne zaman gözyaşları içinde görsem, duramam ben de ağlarım hüngür hüngür. Bir de Münir Özkul'u. O patronun masasına elini vurarak, hiç düşünme bu paraları mezara götürebilecek misin diye? şeklinde isyan ederken, o gözlerinden süzülen yaşlar bir asit damlası misali eritir kalbimi. O ağlar, ben ağlarım. Taa ki, gözlerinde hala yaşlar akarken Adile Teyzem'le sarılıp, yüzü gülene kadar. Ah be! Nerlerdesiniz kuzum? Açgözlülükten, fesatlıktan, kötü niyetten uzak zamanlar, yurdumun aza kanaat getiren, komşusu açken uyuyamayan insanları. Potinlerine pençe yaptırıp, üç kış geçiren, ama sofrada alüminyum tencerelerinde pişen sarmaları, mantıları pür neşe yiyen canım insanlarım, nerlerdesiniz kuzum, gözlerim yollarda bekliyorum sizi.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

çok duygulandım çoookkk:( aklıma getirdin reklamcı kız,hakikaten nerde bu kalbi temiz,yüreği yumuşacık,merhametli masum insanlarımız nerde....not:bu filmler beni hala ağlatıyor..."yasemin"

Şölen dedi ki...

bütün güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim Yasemin hanım :)