21 Ağustos 2009 Cuma

üçge'nin iç açılarının toplamı kaçtır? 3G Güzellemeleri Vol: 02

Sevgili günlük, bir 3Geveleme yazısıyla daha karşındayım. Yurdumun reklam bütçesinin %70'i şu anda ÇükG iletişimine ayrılmış, ben bir yazı daha yazmışım çok mu?

İmdi, Vodafone'un Ey özgürlük fonlu, celebrity kullanımına bir örnek teşkil eden Ali Sabancı'lı, Tugay Tüysüz'lü reklamına değinmek ister gönlüm. İlk reklamda yalnızca Hazerfan Havaalanı'na kadar gidebilen kreatif ekip, Tugay'lı reklamda amacına ulaşmış, İngiltere fezalarına uçmuş. Ben olsam, Miami'de yaşayan bir Türk'ün 3G deneyimini paylaşırdım. Şimdi oralarda havalar da güzel. South Beach'te geçen bir plan da sıkıştıverirdim araya, ekip çekerken ben şlop şlop yüzerdim valla. Neyse, celebrity abiler 3G'yi zaten biliyor. Biri ingiltere'de konuya hakim olmuş, diğeri desen enternasyonel bir girişimci. Abiler, bildiklerini bize anlatıyorlar... Vodofane şöyle deneyimli, böyle global... Tamam abi, herkes Londra'da cafelerde falan internette de... wireless diye de bi teknoloji var. (Bkz: wi-fi) yani, cep telefonu lazım gelmiyor esasen cafeden internete girmek için. Bir sen, bir ben, bir de lap top kafi. Yok, illa cepten bağlanacağız... 3G'den önce sokağa uzatma kablosu çekiyorduk lap top'lara çünkü...


Yarısı Fin Sonera'sı, TürkümDoğruyumCell ise şarkılı türkülü dünyasına tam gaz devam ediyor. İki takside bir abla kardeş, birinin manitasını çekiştiriyor. Ekran ikiye bölünmüş, sanki "adeta" yanyanalar! Uzakta olsalar bile kalpler birlikte.


3G şüphesiz ki, manyak bir hadise ama ihtiyacımız var mıydı, tartışırım. Yani web cam, skype falan filanla görüntülü konuşmayı bedavaya getirmiştik biz zaten. Di mi?
Bu benim itirazlarım, cep telefonu çıktığında "yahu evde var telefon işte, sokakta konuşmaya ne gerek var?" diyen emekli albay yorumlarına benziyor, gayet farkındayım. Yine de kendimi durduramıyorum, günlük. İnsanlar 30 yaşını geçince, bir anda teknoloji karşıtı mı oluyorlar bilemiyorum. 30'a kadar ne öğrendiysen öğrendin, ondan sonra gidiyor çağı yakalayan güleç insan, geliyor sana böyle ekşi suratlı, felaket tellalı kız kurusu. Şimdi twitter'a bile girdim, sırf teknolojilerden geri kalmayayım, iletişim ne yöne doğru ilerliyor takip edebileyim diye. Ve fakat saçma bi şey o da neticede yani. 140 karakterde, karakter analizi. (bi dakka, bu son cümleden şahane blog yazısı çıkar be... heba etmeyeyim ben bunu buralarda)
Bilemiyorum günlük, kafam karışık... Enformasyon bombardımanı altında eziliyorum. Ne yana dönsem üçG. Kitchenette'te kahveyi Turkcell 3G fincanında veriyorlar, anla artık o derece. Kurtuluş yok... Gözümüze gözümüze... Lö kitchenette, the house cafe, das 3G. Les miserables. oh yea!

Hiç yorum yok: